تَلَقَّى الْجُنْدِيُّ أَمْرًا بِالتَّحَرُّكِ فَوْرًا إِلَى الْجَبْهَةِ.
Asker, derhal cepheye hareket etme emri aldı.
تَلَقَّى الْجُنْدِيُّ أَمْرًا بِالتَّحَرُّكِ فَوْرًا إِلَى الْجَبْهَةِ.
Asker, derhal cepheye hareket etme emri aldı.
هَذَا الْأَمْرُ مُهِمٌّ جِدًّا بِالنِّسْبَةِ لِي.
Bu mesele benim için çok önemli.
نَفَّذَ الْجُنْدِيُّ الْأَمْرَ الَّذِي تَلَقَّاهُ مِنْ قَائِدِهِ عَلَى الْفَوْرِ.
Asker, komutanından aldığı komutu hemen yerine getirdi.
Ayrıca: buyruk
şey, husus, emrediş, buyurma, buyuru, buyrulma, emretme, emreyleme, buyuruş
أَمَرَ الْمُدِيرُ الْمُوَظَّفِينَ بِتَنْفِيذِ الْخُطَّةِ الْجَدِيدَةِ بِدِقَّةٍ وَاهْتِمَامٍ كَبِيرَيْنِ.
Müdür, çalışanlara yeni planı dikkatli ve özenli bir şekilde uygulamaları talimatını verdi.
أَمَرَ الْقَائِدُ جُنُودَهُ بِالتَّقَدُّمِ نَحْوَ الْهَدَفِ الْمُحَدَّدِ بِسُرْعَةٍ وَحَذَرٍ.
Komutan, askerlerine belirlenen hedefe hızlı ve dikkatli bir şekilde ilerlemelerini emretti.
أَمَرَ الْمَلِكُ بِبِنَاءِ مُسْتَشْفًى جَدِيدٍ لِخِدْمَةِ الْمُوَاطِنِينَ الْمُحْتَاجِينَ فِي الْمِنْطَقَةِ.
Kral, bölgedeki ihtiyaç sahibi vatandaşlara hizmet etmek için yeni bir hastane inşa edilmesini buyurdu.
emir vermek, komut vermek, ferman buyurmak, irade buyurmak, emreylemek
أَمَرَّ الْقَهْوَةَ كَثْرَةُ الْغَلْيِ.
Çok kaynatmak kahveyi acılaştırdı.