صُرَّة
أَعْطَتْنِي جَدَّتِي صُرَّةً صَغِيرَةً تَحْتَوِي عَلَى مُجَوْهَرَاتِهَا الْقَدِيمَةِ.
Büyükannem bana eski mücevherlerini içeren küçük bir bohça verdi.
أَعْطَانِي الْبَائِعُ صُرَّةً مِنَ الْأَعْشَابِ الْعِطْرِيَّةِ.
Satıcı bana aromatik otlardan oluşan bir kesecik verdi.
çıkın, dürü, sürre

